İKİ
CAN, İKİ KORKU
Hepimiz zamanda yolcuyuz. Yolun başı ile sonu arasındaki
istasyonları bir bir geçerken, kimileri aradaki duraklarda iniyor,
yenileri yolculuğumuza eşlik etmeye hazırlanırken.
Bulunduğun
ortamdan yukarı çık ve bak aşağıya. İşte o zaman bütünün içindeki var oluşu
çıplak gözle görme şansını yakalabilirsin. Son zamanlarda yaşadığım
olaylar bana doğum ile ölümün penceresinden bakma olanağını sundu. Bir
hastane odasında koşar adımlarla ölüme giden babam, diğer taraftan annenin
sıcak güvenli rahminden çıkma olgunluğuna ulaşmış ve dünyaya merhaba
diyen bebekler. Başlangıç ve sonu yukarıda gördüm. Bu iki noktada
bulunmak elbette kendi irademizin dışında gerçekleşirken, aradaki uzun kısa
bilinmez çizgide, nasıl yol alacağımız elimizde mi?
Doğum ne kadar tatlı ve mutluluk vericiyse ölüm de
bir o kadar acı ve korku salar insanın bünyesine. Beynimizin kıvrımlarının en
altlarında da bir yerlerde gizlenmiştir ölüm korkusu. Hiç çaktırmadan
sızarak yedi yetmiş her insanın kabusu olur bazen. kimileri için hayatın arka
fonunda belli belirsiz çalan müzik gibidir. Barış ilan ederek hayatın tüm renk
ve kokularını içine çekercesine yaşarlar. Ancak kimileri içinse kabus
olup çökmüştür hayatın tam ortasına. Acıdır, öfkedir, korkudur ve bütün
bunların yanında kabullenmedir de.
Kızım altı buçuk yaşında tam yirmi beş yıl önce. Bir gün
evde oyun oynarken aramızda şöyle bir diyalog geçti.
-
Anne...! Ölüm nedir? Ölen insanlar nereye gider?
-
Çok derin ve uzun uyku gibidir. Ölen insanlar iyilerse cennete giderler,
çocuklar hem bu dünyada hem de öbür dünyada zaten melektirler dedim.
- Ölen
çocuklar büyümez değil mi anne? Okula gidemezler, evlenemezler, anne olamazlar
değil mi?
- Meleğim
sen bunları şimdi düşünme sen büyüyecek okula gideceksin anne olacaksın, hatta
yaşlanacaksın. Yaşlandığın zaman düşünürsün bütün bunları.
- Ben ölürsem sen üzülür müsün ?
- Sen ölürsen ben de ölürüm....!
- Anne ben ölümden çok korkuyorum...!
Bu yaştaki bir çocuğa ölümü nasıl anlatır neden
korkmaması gerektiğini anlatabilirsin ki. Anlayabileceği dil ile anlatmaya
çalıştım. Ama sonradan
anladım ki ölüm korkusu kızımın minik kafasında dolanıp duruyormuş.
Bir anne bilemez tahmin edemez, konduramaz, ciğerparesine ölümü
yakıştıramaz. Aklının ucuna bile getirmez yavrusunun ölümünü, kendi
ölümünü düşünürken. Ancak bu konuşmadan on beş gün sonra ecelin kapımı
çalacağını ve benden acımadan koparacağını bilemezdim. O andan sonra
bedenim ve ruhum benim değildi zaten. Ve ben o gün yüzleştim ölümle,
korkularımı hançer yapıp fırlattım ölümün üstüne üstüne. Sonrası
karanlık ve koca bir boşluk. Ve güneş artık doğmadı. Bütün renkler yok
oldu, hayat mı? hep gri hep puslu. Ve zaman sana acıyla yaşamayı
öğretiyor, tekrar renkleri görmeye başlıyorsun.
İşte şimdi bu gün burada, bir hastane
odasında, canı bedenine ağır gelen babam için ölümün buralarda olduğunu bilmek,
yeniden yüzleşmek. Irvin Yalom 'un dediği gibi;
"Ölümle yüzleşmek, güneşe bakmak gibidir. Güneşe uzun süre
bakamazsın."
Kendisi seksen beş yaşında ancak
yıpranmış bedeni yüz yaşında gibi. Zor konuşuyor, çabuk yoruluyor
olmasına rağmen bana bir şeyler söylemek istediğini işaret etti.
Merakla yanına sandalye çektim oturdum. Serum bağlı olmayan elini kaldırdı
hafiften, titreyen elini ellerimin içine aldım. Gözlerimin içine baktı.
Gülümsedim.
- İyi olacaksın babacım, sen güçlüsün bunu da
atlatacaksın.
- Bu kez değil, hissettiğim...! dedi ve sustu küçülmüş
ve grileşmiş gözünü karşı boş beyaz duvara dikti ve öylece kaldı.
- Ne hissediyorsun babacığım? Yavaşça bana döndü ve yüzüme baktı bir
süre öyle kaldı, gücünü toparladıktan sonra
- Korkuyorum..! diyebildi.
- Neden korkuyorsun..! İyileşeceksin ve birlikte tekrar evimize
gideceğiz.
- Sizleri bir daha görememekten korkuyorum.
Evime dönemeyeceğimden hepinizi çok özlemekten korkuyorum.
Ben ne diyebilirdim bilemedim. Şimdi de
ben boş beyaz duvara odaklandım. Tecrübelerim bana, çocuk ve gençlerin
geleceklerini, hayallerini yaşayamadıkları
için, orta ve ileri yaştaki kişilerinde geleceklerini değil
geçmişlerini ve sahip olduklarını kaybetme korkusunun bütün
bedenlerini sardığını göstermiş oldu.
Maalesef bu
yazımda acı ve korku duyguları var biliyorum. Ancak bu gerçeklerde
hayatımızın içinde inkar edemeyeceğimiz bir yerde tüm çıplaklığı ile duruyor.
Biz yolculuğa devam edenler, hepimiz aynı hızla zamanın gücüyle, korkularımız ve mutluluklarımızla iki nokta arasında
yol almaya devam edeceğiz, ineceğimiz istasyona gelene kadar.
